2 Temmuz 2009 Perşembe

Merkeze Gönderelim !

Tüketici milleti henüz şaşkın kullanıcılar iken alınan mal bozuksa bozuk çıktı, yıpransa çabuk yırtıldı derdi tamire koşardı. Daha sonra tüketici uyandı, kötü veya hatalı bir mal boyandığında, esnediğinde mağazaya geri iade etmeye karar verdi. Arsızlaştı, panterleşti. Hakkını aradı. Bir oldu, iki oldu, üç oldu... Mağaza sahibinin sinirleri yay gibi gerildi.. Sonunda da bir karar aldı ve ürünleriyle ilgili ortaya çıkan hatalara kendini adadı. O günden itibaren bütün renkleri birlikte kullandı, en üstün lastik teknolojisi üretti, üstüne titredi yaptığı her parçanın, bunu diğer sektördeki arkadaşları ile paylaştı ve bir daha hiçbir elbise kendi kendini boyamadı, lastikler çatırdamadı ve de mayolar erimedi... Demek isterdim ama tabii olmadı. Bunlar belki de olması gerekenlerdi. Bunun yerine mağaza sahibi daha havalı bir icat buldu. Onun adı da ‘Merkez!’ oldu.

 Merkez öylesine havalıydı ki. Tüketiciler olarak biz, özellikle kız insanları ‘Merkeze Gönderelim!’ sözünü duyar duymaz silkindik ve kendimize geldik. Elimizde tuttuğumuz tasarım verilmiş kumaşa hava katıldığını hissettik, biraz gerildik, biraz suçlandık. O cümlenin içinde neler yoktu ki... Merkez diyince akan sular durdu. İtiraz sona erdi. Acaba hata bizde miydi mağazada mıydı? İşte buna 'Yüksek Merkez Kurulu' karar verecekti. Merkez öylesine 'Nasa'ydı öylesine saygı değerdi ki cevap için beklemeye koyulduk.

 Merkeze gönderelim sözü bir tek bende böyle mi bir etki yaratıyor bilmiyorum. Merkez duyar duymaz aklıma beyaz önlüklü insanların dolaştığı bir laboratuar geliyor. Mikroskoplar, ultraviyole ışınlar ile eldivenli hanımlar beyler sizin muhtemelen dün üstüne kahve döktüğünüz ve kedinizle yuvarlandığınız elbisenizi inceliyorlar. Üstün teknolojili iplerle geriyor, elbiselerin her bir karesini ışık hüzmelerinden geçiriyor, kaçırılan uzaylıların üstünde deniyor, Satürn'den onay alıyor ve yaklaşık iki hafta sonra yüksek kurulda toplanıyorlardı sanki. Ve de oy birliğiyle karar alıyorlardı. Kullanıcı hatası. Üstelik bağımsız bir kurul da değil. Mağazanın merkezi. Kusura bakmayın merkez kelimesi o kadar havalı ki. Ancak o cümlenin anlamı benim aklımda böyle doluyor.

Fakat birimizin aklına da şu cümle gelmiyor mu? Sizin merkez madem bu kadar havalı neden sizin aldığınız morla üstüne diktiğiniz beyaz bi yıkamada birbirine giriyor. Biz kız milleti olarak deli değiliz. Ben daha özenle aldığım bir elbisenin üstüne asit döküp etrafında ateş dansı yapmadım mesela. Doğru söyleyin mağazacı arkadaşlar; merkez falan hikaye o seneki bilançoya bakıyorsunuz kardaysanız büyüklük sizde kalıyor, zarar varsa hata bizim oluyor. Öyle değil mi? Şurda hepimiz aynı Dünya’nın insanıyız. Araya merkezi karıştırmayalım, oturalım bi konuşalım.

Neden bu elbiselerin teknolojisi değişmiyor da merkez kuruluyor? Neden bu elbiseler su görünce çıldırıyorlar? Neden sıcakta yıkayınca amiyane tabiriyle bebelere balon oluyorlar? Neden havuzda klordan eriyorlar? Siz mayo yaparken de havuzda klor vardı, yaptınız hala var, merkez kuruldu hala o havuz klorlu. Yün koyundan elde ediliyor yıkanınca küçülüyor mesela, peki koyunlar neden yıkanınca küçülmüyor? Haydi bakalım. Ben de tüketici olarak günümün her dakikasını kıyafetlerimi ayrı ayrı yıkamaya veremem ki güzel kardeşlerim. Atıcaksınn hepsini makinaya 'cillop' gibi çıkıcaklar, bu kadar basit. Tüketici olarak tükendik biz. Rica ediyorum. Bundan sonra merkeze göndermeyi düşündüğünüz elbise mayo vesaire olursa şunu unutmayın sevgili mağaza sahipleri; merkez, tüketici olarak benim ve oraya geldim. Şimdi değiştirin elbisemi. Saygılarımı sunar bütün merkez tüketici kardeşlerime iyi günler dilerim.

Hiç yorum yok: