30 Haziran 2009 Salı

Arttırmayan Bayan

Küçüklüğümüzden itibaren arttırmamayı öğrendik. Yiyeceğin kadarını al, giyiceğin kadarını giy, yeteri kadar konuş. Odur budur. Kime yeter, neye yeter. Bilmiyoruz. Öğrendik de öğrendik. Tüketmenin zevkinden çok arttırmamak çabası sardı bizi. Kalan pilav arkamızdan koşacak diye yemek yenir mi?  Yedik işte biz. Biri de demedi o pilav koşamaz diye. ‘Pilav taneleri koşsa o yumoş halleriyle bize ne olur ki?’ diye sormadık.

 Şimdi de televizyonda sürekli yün ören neşeli bir kadın görüyorum. Sabah akşam örüyorlar. Mesela örnek şey edeyim ‘Yarasa Şalı’ ördüler. Yarasa gelse üşüdüm diye, giymez. Ardından da bir büstiyer, büstiyerden arta kalanı başlarına sardılar, geri kalan parça bele kemer oldu. Bir şey artmadı sonuçta ama bir şey de olmadı. Sonuçta kozada yarasa oldu bütün ören bayanlar...Amaç bir şey arttırmamak mıydı? Bırak yarasa şalından artan kalsın.. Bırak bacım artan artmış... Arttırmamak üzereyse hedef güzel birşey çıkmayacak sizden. Olmadı azı al çoku yarat. Asıl yaratcılık bu değil mi güzel bacım? Ne bileyim ben, neden köşedeki yüncü ölmüş de malzemeyi yağmalıyor gibi fazla fazla örüyorlar ki? Anlamadım.

En çok da şunu anlamadım.Picasso boya artımasın diye mi yaptı resimleri?  Piramitleri taş artmasın diye mi yapmışlar? Sormak lazım. Olabilir de. Olsun, ben ayarlayamıyorum kardeşim bu durumu. Benimkiler artıyor. Arttırmamak için neden bu kadar yorulmalıyım bilmiyorum. O artıyor bu artıyor. Sürekli vicdan azabı çekmekten ürüne konsantre olamıyoruz artık. Yanlış şeyler artmamalı bence. Acılar hüzünler mesela.. Bırak yarasa şalı artsın. Çok çirkin birşeydi zaten. Tövbe rabbime.


Hiç yorum yok: