3 Eylül 2008 Çarşamba

Ramazan geldi hoşgeldi, soruları yine boş geldi....

Peygamberimizin 571 yılında doğduğunu düşünecek, 40 yaşında Peygamber oluşundan itibaren Müslümanlığın yayılmasıyla birlikte, İslam'ın hayatımıza girişini esas alıcak olursak, kısaca Karahanlı Hanedanı ile birlikte Sünni İslam'a 960 yılında geçmişsek kaba bir hesap ile yaklaşık bin yılı aşkın süredir oruç tuttuğumuz söylenebilir. Bin yıldır yapılan herhangi bir eylem kannatimce etraflıca düşünülmüş, zamanla hiçbir şüpheye yer bırakmamıştır. Öyle değil mi? Mesela ben atalarımdan itibaren bakkalsam, bakkallığı bin yıldır yapmanın verdiği öğreti ve deneyimle eminim zamana da ayak uydurarak, ne de güzel yaparım. Eğer bu düz mantıkla hareket edersek atalarımızdan itibaren oruç tutanımızın da kafasında soru işareti olmaması gerekir. Böyle midir? Değildir.

Ramazan ayı televizyonlar için yeni bir düzenleme gerektirir. Programlarda hocalarımız konuşur, kafasında soru işareti kalanlara cevap verir. Ki bu sorular defalarca sorulur, hocalar yüzlerindeki kalpleri serinletici ifade ile cevap verirler. İşte beni çıldırtan da budur. Nedir ? Hocamızın ifadesi değil, sorulan sorulardır. Hocalarımız, Allah’tan ‘Yine mi aynı soru?’ diyerek cinnet geçirmemektedirler. Sorular gazetede, radyoda, televizyonda hiç değişmez genelde iftar ve oruç zamanı ile ilgilidir. Mesela oruç tutan kişi yanlışıkla su içmek üzereyken niyetli olduğunu farketmiş; fakat namuzsuz su o sırada dilinin üstünden geçerek sağa doğru meyil almış, azı dişinin üstünden kayarak ağzın iç çeperine deymiş ve kazandığı hızla da şöyle bir bademciğe dokunmuş, bir damlası da genizden ateşten bir günah damlacığı gibi kişinin midesine süzülmüştür. Ağızdan su çıkartılmış olsa da o kaçak damla orucu bozmuş mudur? Sorusu aniden yöneldinde hocanın cevabı ne olmalıdır? Hoca olmak çok zor iştir. Keza Hristiyanlık'taki gibi papazın ‘Affedildin evladım, affedilmedin evladım! ’ Görevi hocalarımızda yoktur ki bu şahanedir. Fakat bu hocanın işini zorlaştırmaktadır. Hoca damla sayısını kişinin kafadan atıp atmayacağını nereden bilecektir? Hoca’nın omuzlarındaki yük ağırdır. Çünkü aynı durumdan su yerine; kola, fanta soda ile geçen binlerce mümin merakla beklemekte her yıl aynı soruyu sormaktadır. Hoca orucu risk altında olan kişiyi rahatlatır. Çünkü bu bir kazadır, olabilir böyle şeyler. Ama bu strese değer midir? Bu kadar yüreği daraltmaya gerek var mıdır? Bilemeyiz. Sorular klişeler halinde katlanır gider. Bir zamanlar Reha Muhtar’ın haber bültenlerini izleyenler kreatif sorular soranlara da denk gelmiş ‘Yuh!’ demişlerdir. Fakat kreatif soru derken belaltı vuranlar da her sene aynı soruları soranlarla aynı durumdadır. Yani vicdanları ile Allah arasında kalan meseleleri kamuya mal ederek iyice emin olmak istemekte, kendilerini onaylattırmak hevesindedirler. Oysa ki Allah bunca savaş, açlık, ırkçılık, fakirlik, ölümle pençeleşen insan arasında boğazdan kaçan bir damlaya ne kadar önem verecektir? Cevabı yoktur. Ya da oruç tutmayanlar oruç tutanlar tarafından dövülüp ağızları burunları kırılarak kanlar içinde kaldıklarında , oruçları ne kadar geçerli olacaktır? Cevabı yoktur. Lüks oruç sofralarında altın suyu ile çorba içenlere hiç değinmiyorum, populizme gitmesin diye örnekler.. Gelin görün ki biz ‘Okuduğumuzu anlayalım, yaptığımızı düşünelim, üstüne kafa yoralım!’ kısmına ne zaman geçeceğiz onun da cevabı yoktur.

Ramazan geldi hoşgeldi, soruları mantıklı, huzuru daim olur inşallah. Amin.

Hiç yorum yok: