21 Kasım 2009 Cumartesi

Doğanın Kanunu

Belgesel denince çoğumuzun zihninde çağrışan tek bir görüntü vardır. Bir aslanın kovaladığı bir ceylan... Sakin sakin otlanan ceylan Afrika bozkırları arasında aniden beliren aslanı, kaplanı görür görmez canhıraş koşmaya başlar. Bu yarı hüzünlü, yarı buruk kaçışın genelde sonu ise kaçınılmazdır. Doğanın kanunu... Gecenin bir saatinde televizyon izlerken arkadaşımla yine bu klasik görüntüye denk geldim. Gözümün ucu televizyonda yorum yapıyorum.. Vahşi kedi, ceylan için yıllar alan ama sadece saniyeler süren koşusunu başlatıyor...Son manevrasını yapıp, ceylanın boynuna atılıyor.. ‘Yakaladı işte... ‘ bilgisayarıma dönüyorum... ‘Artık çaresi yok...’ ‘ Al işte, gitti !..’ Çocukken çok mu bambi izlediğimizden midir nedir? Görmezden geliyorum. Ardından bir daha bakıyorum. Vahşi kedinin yavruları da ava katılıyor. Yememiş içmemiş öyle iyi gözlem yapmışlar ki.. Daha bir kaç hafta öncesine kadar göz kapaklarını açmakta zorlanan yavru kediler, ceylanın boynuna atılıyor... Yoruma devam ediyorum.. Yavrulara ayrı kızgınım, anneye ayrı ‘ Daha dün süt diye ağlıyordunuz! Vejeteryan olsanız olmaz mı?’ gibi akla hayale sığmayacak yorumlar yapıyorum ki ben bile şu insan halimle en son vejeteryan olabilicek nevi şahsına münhasır karakterlerden biriyim.. İzlemiyorum. Gayet ciddiyim ki o sırada arkadaşım ‘Merve bak çabuk !’ diyor. Televizyona bakıyorum. Ortalık süt liman, ceylan yeniden koşuyor... Kurtulmuş, hem tam da yere yatmışken, boğuşmanın sonuna gelinmişken... Ve arkasından baka kalan bir vahşi kedi. ‘Ne oldu diye soruyorum?’ Ceylan boynuzlarını kedinin karnına geçirmiş. O sırada kamera tekrar kediye dönüyor. Kedi dimdik ayakta , fakat karnı yaralı... Ceylanın arkasından bakıyor. Öyle bir bakıyor ki düşüncelerini görüyorum. Ben bu kadar insan bakan bir kedi görmedim. Şaşkınlık, gözlerinin yerini almış gibi.. Acısını hissettiğini düşünmüyorum.. Sadece ceylanın arkasından bakıyor... Ceylana başka bir hayvanmış gibi bakıyor.. Belki orada ceylan oluveriyor bir anda... Ben de onunla birlikte o anı yaşıyorum. Kendimi kaptırmış vaziyetteyim. Ve bozkırlara yığılıveriyor... Aniden.. Sonra yavruları görüyorum tek başlarına yürüyorlar... Belgesel bitiyor...

Geçen haftalarda izlediğim bir belgeselin üzerine tuz biber oluyor... O belgeselde ise başka bir vahşi kedi bir maymunu kovalıyor... Maymun sürüsünden ayrı kalmış hızlı koşamıyor.. Kaplan, maymunu yakalıyor ve yine doğanın kanunu.. Perde kapanıyor.. Kaplan alıyor maymunu sakin bir yere götürmek için yürümeye başlıyor.. Birden dikkatini bir şey çekiyor, maymunun karnında bir yavru var. Maymunun neden hızlı kaçamadığı anlaşılıyor. Yeni doğmuş bir yavru... Kaplan maymunu bırakıyor. Yavru maymuna bakakalıyor. Kaplan bayılacak gibi, hareketleri, bakışları... Vahşi ruh hali toz oluveriyor bir anda.. Gözümü kırpmadan izliyorum.. Yavru maymunun etrafında dolaşmaya başlıyor.. O kadar çaresiz ki... Bir ileri gidiyor bir geri...Yavru maymun ağaca tırmanıp dallarına yapışıyor... İçgüdüsel olarak belki.. O kadar küçük ki ve o kadar çok uykusu var ki gözleri kapanıyor... Tırmandığı yerde uyuyakalıyor.. Kaplan yavru maymunun çıktığı yerlere çıkamıyor.. Patileri ile nazikçe yavruyu indirmeye çalışıyor. Patilerini nahifçe kullanıyor ve yavruya ulaşıp ensesinden hafifçe dişleyerek tutuyor.. Afrika gece soğuğu çoktan başlamış vücudunu uyuması için sıcak bir örtü gibi kullanıyor. Sarıp sarmalıyor küçük maymunu ... Kaplana kaplan, maymuna maymun demek mümkün değil.. Rene Magritte’in tabloları gibiler ‘ Ceci n’est pas un pipe!’

Son iki haftada denk geldiğim iki belgesel de asıl belgeseller olarak izletilmeli bence... Tesadüf değil doğanın kendisi aslında.. Etçil otçul her ne olursa olsun... Bilmediğimiz çok şey var.. Hatta o kadar çok şey var ki.. Şu gelişmiş halimize bakıp belki de zaman zaman utanmamızı gerektirir.. Vahşi olan herzaman kazanmıyor, güçlü neye göre güçlü? Ne zaman güçlü? Güç nedir? Acaba birşeyleri gözlemlemek bize çok mu zor kafa karıştırıcı geliyor? Bir şeyin tersini olduğunu düşünmek, hayal etmek çok mu ürkütücü? Öğrendiklerimizin çoğunun yanlış olduğunu düşünmek, korkunç mudur? Biz sırf öyle öğrendiğimiz için değil, sadece kolay olduğu için mi her şeyi ezberleyip biliyor numarası yapıyoruz? Ceylanlar da can alabilir, vahşileşebilir mi? Ya da kaplanlar sadece soğukkanlı birer katil midir? Belki bu görüntüler şans eseri çekilmiş bir kaç rastlantı olabilirler ... Ama bu doğanın bir kanunu olduğu tezini az da olsa sarsmaz mı? Yoksa asıl vahşiler doğanın bir kanunu olduğunu, sistematik bir gidişatını olduğunu düşünen bizler miyiz? Düşünmek gerekiyor.... Düşündüğümüzü ezberlemeden...

Hiç yorum yok: