8 Mart 2008 Cumartesi

İnsanlık Günü

Sekiz martla ilgili düşüncelerim bana da ilginç geliyor. Hem güzel bir başlangıç, hem maça bir sıfır yenik başlamak gibi. Bir başka hoşlaşmadığım tarafı ise kadınlar ve erkekleri kutuplaştırmak. Tarihin başlangıcından beri kadınlar ve erkekler birbirlerinin şifrelerini çözmeye çalışıyorlar. Fakat yanlış soruya doğru cevaplar bulunmadığından bihaber 'Bin yılların araştırması' süregelir. Konuyu kadınlar ve erkekler olarak ele alırsak işin içinden çıkamayız tabii. Sürekli yeni tezler, yeni çözümler, yeni düğümler. Ama kutuplaştırmaya yorulmadan devam. İtiraf edelim hep birlikte; 'Kutuplaştırmayı seviyoruz!'. Ya da daha iyisini bilmediğimiz için güzel birşey olduğunu sanıyoruz. Önce olmayan bir problem yaratmayı, daha sonra bunu çözmeye çalışmayı, ve en sonunda yavru kediler gibi yün yumakların içinde yuvarlanıp durmayı. Bu kutuplaşma günün her anında var… Fenerbahçe mi; Galatasaray mı? Yaz mı; Kış mı? Kadınlar mı?; Erkekler mi? Sürekli birşeyleri karşılaştırma halindeyiz.

Üstelik unutulan başka bir şey de var. Tüm eziyeti kadınlar mı görüyor? Erkekler, kadınlar üstünde bir şekilde baskı kurmaya çalışırken, kadınlar kadar eziyet çektiklerinden haberdarlar mı acaba? Sırf kadınlar çalışmasın diye daha çok çalışmayı göze almak, kadınsı gözükmemek için toplum içinde sürekli güçlü durmak, bu gücü pekiştirmek için savaşlar yaratmak, teker teker, birer birer işkence türleri değil mi? Ve bunu da doğanın kanunu olarak kabul etmek? Belki de en büyük eziyet.

Üstelik kadın ve erkek birbirlerini iki farklı yaratık görürken, tüm bu ayrım yeterince yorucu olmuşken, birbirlerine kutuplaşmada yardımcı olduklarının da farkında değiller. Dehşet verici. Yeni doğan oğlunu geleceğin kralı olarak yetiştiren kadın aslında oğluna farklı bir türmüş gibi davranırken sırf kendi kocası bir kral gibi yetiştirildiği için eziyet görmüyor mu? ‘Ya erkektir ne yapsa yeridir!’ tezi ? Erkeklerin bunu bir marifet olarak görmesi de ayrı bir tarafı. Tek eşli duramamalarının düşünülmesi erkeklerin neden bu kadar hoşlarına gidiyor oldum olası anlamış değilim. Erkekler olarak aşağılanıyorlar farkında değiller. Yani siz öyle bir türsünüz ki güzel kardeşim; İradeniz yok. Ne istediğiniz bilmiyorsunuz. Her gördüğünüze sahip olma telaşındasınız. Bir derinliğiniz yok. Ben olsam sırf bu tezin üstüne 'Dünya Erkekler Günü' yaratırım. Ama herhalde çok güzel bir şey olarak algılanıyor ki erkekler de destekliyor bu tezi. Olabilir. Bazen de tüm bu yakıştırmaların kadınların kaçış cümleleri düşünüyorum. ‘Erkektir ne yapsa yeridir!’. Konu kapandı. ‘Kocam döver de sever de!’. Konu kapandı. ‘Kariyer yapan kadın, her ne yaparsa yapsın erkeksidir!’. Konu kapandı. Böylece bütün gün yan gelip yatılabilinir, detaylarla uğraşılmayabilinir. Erkekler kandırılabilinir. Üç maymun oynanabilinir. Bilirken, bilmemezlikten gelinebilinir. Bence çok zekice. Erkekler kandırıldıklarının farkında değil, kadınlar erkeklerden taçlarını çalıp üstünlük kurmaya çalıştıklarının. İşkence görmüş biri, işkenceden kurtulup karşısındakine işkence yapmaya başlarsa o düğüm çözülür mü? Diyelim ki; Kadınlarla yıllarca uğraşıldı, çekiştirildi, itildi, kullanıldı. Bir sonuca varıldı mı? Hayır. Hala kadınlar ve erkekler tartışması sonucu itibari ile çıkıyor tüm problemler. Arkadaşlar, baktık sorunlar böyle çözülmüyor. Değiştirelim o zaman metodu. Ne diye uğraşıyoruz? Anlayalım artık. Kadın ve erkek yok. Bir bütünlük var. Ayrılınca mutsuzluk, birlikte olunca sonsuzluk var. Nedir bu iki cinsin birbirinden korkusu? Çok anlamsız.

Tüm bu kadınlık ve erkeklik görevleri bilinçaltında diyelim. Ama bilinçaltı dediğimiz şey de kapalı ve dikenli telleri olan bir kutu değil. Belki insanın şifreleri oraya yazılmıyordur. Sanki beyinden geçip oraya yerleşince rahat ediyoruz. O kadar faydalı bir durum olsa psikologlar sürekli onu deşip, sorunları çözmeye çalışmazlar. ‘Bilinçaltına yerleşmiş artık hadi geçmiş olsun!’ diyen bir psikolog gördünüz mü? Sanki ona yerleşince bir daha temizlenemiyor. Olur mu öyle şey? Sadece daha zor olabilir. Doğa kanunu için de aynı şey geçerli. Sorunun içinden çıkamayınca doğaya yükle. Nasıl olsa doğanın işleyişini hiçbirimiz çözemiyoruz. Sanki ona atarak tüm problemleri çözüme ulaşacağız. Bakınız, her şeyi doğaya ata ata küreseli ısıttık. Doğa bu. O da o kadar dayanabiliyor.

Kanımca bu kutuplar dünya kadınlar günü ile birleşmez. Çok güzel, şenlikli. Ben de kendi günümü kutluyorum, hatta kendime çiçek bile aldım. Ama asıl sonuç her günün insanlar günü olduğunu kabul etmekten geçer. Asıl dönüşüm, bir erkeğin büyük bir alışveriş merkezinin ortasında tüm bu sorunlardan bunalıp yerlere yatarak ağlamaya başlamasıyla, bir kadının onu kolundan kaldırıp ‘Beraber başarırız!’ demesiyle oluşur. Bu iki türün birbirini yenilmesi gereken bir savaş olarak algılamadığı, aksine bu değişikliklerin eğlenceli olduğunu fark etmesiyle başlar. Değişim; Kadınların kendilerini güvende hissetmek için onları saracak ve koruyacak kollar için bir erkeğe değil sağında ve solunda bulunan kendi uzuvlarına başvurmaları ile, erkeklerin tüm bu sorumluluklarından kurtulup ‘Oooh! Kendi kollarım kendime!’ demesiyle başlar. Bütünlük ve mutluluk barışla sağlanır.

Umarım gün olur devran döner de insanlık günlerinde yine kutuplaşmadan birbirimizi kutlarız. Hem kadınlar, hem erkekler hallerinden mutlu olurlar. Eğer bunu sekiz martları çoğaltarak başarabileceksek öyle olsun.. Başka bir metod varsa öyle olsun.. Ama sonuçta herkes eşit olsun. Mutlu olsun.

1 yorum:

Arzu Pınar dedi ki...

bakış açınızı çok sevdim.