27 Haziran 2007 Çarşamba

Biz İnsan Değil Miyiz?

Yurtdışına gidenler bilirler, bir haftaya kalmaz vatan özlenmeye başlanır.Vatanımın suyu havası, osu busu.. Bülbülü altın kafese koymuşlar da çılgın bülbül 'yine de vatanım!' demiş misali.

Döner dönmez de hemen kıyas yapmaya başlarız. ‘Var mı böyle döner, ah şu boğaz gibisi var mı?’ derken aynı zamanda daha havaalanına girişte bekleyen taksiciler insanı döndüğüne pişman eder adeta. Oraya koş, buraya koş, telsizi bırak, bağır, el kol hareketleri. Taksiye binince korna sesleri ardından sokaklardaki karanlık ve ışık yetersizliği çeker dikkati.

Aylarca memlekette durmaktan fark edemeyiz.Ama bizim ülkenin daha kat edeceği çok yol var. Şu an mesela yine yurtdışındayım.Geçen seferler de dahil olmak üzere tanık olduğum iki olay ise artık kıyaslamayı falan bir kenara bırakıp ‘Ben insan değil miyim?’ noktasına vardırdı beni… Öyle hallerle karşılaşıyorum ki bizim ülkedeki hayatımın tamamen mucizevi şekilde sürdürdüğümü fark ediyorum.

Geçenlerde yürümekte olduğum sokak ambulans sesleriyle yankılandı. Sanırım sıcaktan.On dakikada bir ‘aiiii bi bi bip’ sesleri duyuyorum.Fakat bu sefer olay 20 metre ilerde cereyan ediyordu. Karşı koyamadım - Türk’üm ben durur muyum?- Hemen durup donuk bakışlarla olayı izlemeye koyuldum. Ambülans olay mahaline yanaştı. Dört adet turunculu adam koşarak ambülanstan indi. Yerde yatan baygın zata yöneldiler.Baygın zattın etrafında ne bir kalabalık ne de fikir veren kişiler mevcut. Öylesine bir disiplin söz konusu.Vatandaş bilinçli. Sanki birisi bayılırsa ne yapmaları konusunda kitapçık dağıtılıp sınav yapılmış. Dört turunculu adam, sağdan baktı, soldan baktı aldılar bir yelpaze adamı serinletmeye başladılar. Önce inanamadım. Kendi kendime ‘Bir akrabası yok mu şuna bir ayran uzatsın!’ dedim. Sonra aklıma ayranın bizim icadımız olduğu geldi. Kendi kendime sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim. Ardından ‘Başka bir akrabası yok mu bu kardeşe iki gazeteyle şöle püff püf rüzgar yapsın!’ dedim zira bu düşüncemi kendim de beğendim. Bizim ülkede yerde yatan trafik kazası geçirmiş adama ambulans gelmez, buradaki vatandaş gezinirken bayıldı diye dört adam gelmiş yelpaze yapıyor. Ayılınca da moralini yerine getirmek için belki bir şov sergiler, koreografi yaparlar diye bekledim ama yanıldım. Ayılmadı, sedyeye kondu hastaneye götürüldü. Artık eğlence hastahanede devam eder.

Açıkçası bu tanık olduğum ilk şok edici hikaye değil.Geçen sene yine aynı şehirde tramvay bekliyorum. Belediyenin bir arabası geldi yine dört turunculu adam alev topu gibi araçtan inerek bir levhalı direğin etrafını kırmızı bantla sardılar.Yine sağdan soldan bakıyorlar. Ben de durmuş onlara bakıyorum. Sanırım bir kere daha beni böyle bakarken yakalarlarsa uyum sağlayamadığım için sınır dışı edileceğim. Herneyse, harç getirdiler. Ölçtüler, biçtiler. Öyle bir havaları var ki ‘Allah’ım diyorum kesin şu an bir şey icat etmek üzereler ve bunun ilk tanıklarından biri benim !’. Birbirleriyle konuşmalar, elleriyle çenelerini sıvazlamalar.Yahu alt tarafı yamuk direğin altına biraz beton döküp düzeltecekler.Yapacakları o kadar az iş var ki bunu bile çok önemli bulmuşlar.Tramvay bekleyen seyircileri de var deymeyin keyiflerine.




Gelişmiş ülkelerin gündelik sorunları bunlardan ibaret. Şimdi ise karşımda ana haber yangın söndürme çalışmalarını izliyorum. Bir sürü görevli görevsiz insan, korkunç bir panik, sağa sola koşuşturuyorlar. ‘Buraya gel, oraya git, hiyuu holüüüü!’.Tamam vatanımı seviyorum, hiçbir turunculu adam içeren ülkeye de değişmem ama, biz insan değil miyiz? Nedir bu organizasyon eksikliği? Bu ülkede ilk defa mı yangın çıkıyor? Bıraktım yamuk levhayı, bayılan vatandaşı. Ünlü bir şairi belediye çukuruna düşüp ölmüş bir vatanın çocuğu olarak en azından basit şeyler istiyorum. Mesela bir yer dört kere kazılmasın, yangına ilk defa çıkmış muamelesi yapılmasın. İnsan haklarının ilk maddesi olan 'Yaşama hakkı' mız korusun.Valla açıkça söylüyorum böyle olursa alacağım geleceğim turunculu adamları. Zaten canları sıkılıyor burada. Seyircimiz de bol deymeyin keyiflerine.

Hiç yorum yok: