14 Şubat 2010 Pazar

Pozitif Düşünmenin Dayanılamaz Acısı

Zorunlu okutulması gereken kitaplardan biriydi.

Polyanna.

Oysa Polyanna bir kahramandan çok bir zavallı idi.

Kim kendine gelen hediye paketinden koltuk değnekleri çıkınca iyi ki sakat değilim diyerek dans eden bir kız çocuğu olmayı öğrenmek isterdi ki?

Aslında Polyanna acaip sakattı. Hem de kafadan.

Büyüklerin küçüklere verdiği bir bilinçaltı mesajıydı Polyanna. Örnek gösterdiler; ama örnek olamadılar.

Kimse bu oltaya gelmedi.

Polyanna. İşte Polyanna... Tarihin en acı oyununu oynayan karakteri.

Herkes kitabı okudu da kimse o çilli deli olmanın avantajını göremedi, göstermediler de.

Pozitif düşünenler, hayatları boyunca en çok acıyı çekenler oldular. Üstelik acıları gole çevirme yeteneklerinden ileri gelen bir durum da değildi bu... Toplumun ciddi karakterleri tarafından itelendiler durdular hep.

Düşünenlerin nazarında pozitifler hep, zeka yoksunu oldu.

‘Pozitif olalım!’

Pozitifler böyle garip garip insanlardı; oysa ki hayattaki en zor şeyi yapıyorlardı.

Başıma gelen bu iğrenç vaziyeti şimdi alıyorum avantaja dönüştürüyorum… Gelen de bitmiyordu ki kardeşim. Birini çevirirken, öteki gelebilirdi.

Bu acılar geri dönüşüm manyağı mıydı neydi?

Gelen gelene… Olaya pozitif bakış açısı yaratmaya çalışma çabası bile, insanı sinir hastası yapabilirdi.

Ah, cicişler...

Oysa ki acıları dönüştürmemek de bir tarzdı hayatta.

Bir duruşu sergiledi.

Herkesteki tatlı sado mazo eğilimden ileri gelirdi, acı sevilirdi.

Çekenler, çektirenler...

Acı; çıkan koltuk değneklerle sevinmesine bile gerek kalmadan, istediğini aldırtana kadar onlarla birini de dövebilirdi de zaten.

Güçtü, güçlüydü..

Tadından yenmedi.

İnsanevladı olarak doğuşumuzdan beri sevdik bu işleri.

Acıya inanılmaz bir eğilimimiz var idi. Bu nedenle pozitif olmak pek olaysız kaldı yaşamın yanında; pozitif insan başından her şey geçen, ama hiçbir şey geçmeyen insan oldu.

Ne negatif, ne pozitif....

Aslında acı, bir hal değil herkesin kullandığı bir araç olarak; belki en cefakar olandı.

Hiç yorum yok: